Akıntılar Adası: Cozumel

Yazı ve fotoğraflar: Zeynep-Özcan Şişman

Cozumel, Meksika’nın Yucatan yarımadasının kuzey doğu ucundan 19 km açıkta, 53 km uzunluğunda ve 15 km genişliğinde bir ada. Güçlü akıntıları ve yüksek görüş mesafesi ile tanınan bu dalış cenneti, Karaiplerde dolaşan büyük gemilerin de uğrak yeri. Cozumel’in Maya dilindeki kelime anlamı kırlangıçlar adası ama biz nedense adada kaldığımız bir hafta boyunca hiç kırlangıç göremedik. Ancak bu bizi hiç üzmedi çünkü inanılmaz sayıda rengarenk balıklar ve son derece cana yakın Meksikalılar bizim için yeterliydi.

Cozumel’e Ankara’dan yaklaşık 24 saat süren yorucu bir yolculuktan sonra gece yarısına doğru ulaştık. Gruba İstanbul’dan katılan Müge ve Gökşin bizden şanslı, hiç değilse Ankara ekibini oluşturan Şişkolar ve Yaman gibi sabahın beşinde uyanmadılar. Ertesi sabah, ilk durağımız daha önce e-mail kanalıyla dalışlarımızı yapmak üzere anlaştığımız Dive With Martin dalış merkezi. Elimizdeki tarifle gittiğimiz küçük bir alışveriş merkezindeki mağazaların arasında dalış merkezini ararken karşımıza bir kaldırım tezgahı çıkıyor. Yaşadığımız hayal kırıklığının şokunu atlattıktan sonra merkezin sahibi Martin Aguilar ve rehberimiz Dario Hernandez ile tanışıyoruz. Martin, o sırada dalış merkezini başka bir yere taşıdıkları için geçici bir süre kaldırımda servis verdiklerini söylüyor. Ayaküstü malzeme gereksinimlerimiz belirleniyor, gerekli belgeleri imzalayıp, orada denediğimiz paletlerimizi koltuğumuzun altına sıkıştırıp otele geri dönüyoruz. İlk gün dalışlar öğleden sonra, Dario bizi tekne ile otelin iskelesinden alacak. Dalış merkezi böyle ise herhalde dalışa da kayıkla gideriz diye düşünüyoruz. Otelde tekneyi beklerken denize girip biraz etrafa bakınıyoruz, dip kum ancak tek tük mercan kümeleri arasında gördüğümüz mürenler ve Fransız melek balıkları dalışların güzel olacağının habercisi. Dario kararlaştırdığımız saatte geliyor. Korktuğumuz başımıza gelmiyor, dalış teknemiz iki adet 75 hp dıştan takma motorlu fiber bir tekne.

Cozumel gezimiz için herşey programlanmış iken internette okuduğumuz bir haber moralimizi bozmuştu. Akıntıları ile ünlü bu adada yakın zamanda bir dalış kazası olmuş, bir grup dalıcı bir duvar dalışı sırasında yüzeyden dibe doğru inen güçlü bir akıntıya yakalanarak derinlere doğru sürüklenmişler. BC’lerini sonuna kadar şişirerek, palet vurarak ve zaman zaman da duvardan adeta tırmanarak bu akıntıdan kurtulan dalıcılar daha sonra da bir girdabın içine düşmüşler. Bu ters akıntılarda bir süre aşağı yukarı sağa sola savrulduktan sonra tümü sağ salim yüzeye çıkmış, ancak, içlerinde dekompresyon hastalığı belirtileri gösteren beş dalıcı basınç odasında tedavi görmüşler. Bu korku filmi gibi olayı öğrenince neredeyse Cozumel’e gitmekten vazgeçiyorduk. Neyse ki, fikrimizi değiştirmedik ama dalışlardan önce Dario ile akıntılar konusunda dikkatli olmak istediğimizi belirten bir konuşmayı yine de ihmal etmedik.

Tekne bizi ilk dalış noktamıza adeta uçuruyor, dalacağımız yer Palancar Horseshoe. Kısa bir brifingden sonra kuşanıp suya atlıyoruz, sonunda Cozumel’in pırıl pırıl sularındayız. Hafif bir akıntıyla kumluk zeminde yan yana sıralanmış devasa mercan kayalıklarının arasında dolaşıyoruz. Görüş son derece iyi, kayalıkların içindeki kovuklarda su öylesine berrak ki, insana havada uçuyormuş duygusu veriyor. Yaptığımız dalışlarda görüş mesafesi 30 metrenin altına pek düşmüyor. Dario ilginç canlılar bulmakta oldukça usta, bunları bize gösteriyor ve slate’ine de isimlerini yazıyor. Bir ara yine heyecanla bir şeyler yazıp, bıçağının ucuyla bir süngerin üstünden kaldırdığı yaratığı bize gösteriyor. Neymiş diye yaklaşıyoruz, bizim deniz çiyanı! Kocaman da yazmış “FIRE WORM” diye. İlgilenmiş gibi davranıyoruz ama, dalıştan sonra da bunun Türkiye’deki dalışlarda en çok gördüğümüz yaratıklardan biri olduğunu söylemeden edemiyorum. Su ısısı 28-29 derece civarında, Dario’ya Temmuz’da Çeşme’de 21 derece suya daldığımızı söylediğimde tüyleri ürperiyor.

İlk günden sonra dalışlarımızı sabah yapıyoruz, 8:15’de bizi almaya gelen teknede genellikle beş kişilik grubumuz var. Hızlı teknelerle en uzak dalış noktalarına bile 20-25 dakikada ulaşılıyor. Öğlene kadar tamamlanan iki dalış sonrasında ise, Meksika’nın diğer nimetlerinden faydalanmak için epeyce zaman kalıyor ki, bu bizim çok hoşumuza giden bir program oldu.

Bir sabah daha erken gelen Dario’ya neden erken geldiğini sorduğumuzda, o gün şiddetli akıntı nedeniyle her zaman dalınamayan bir dalış noktası olan Barracuda resifine dalacağımızı söylüyor. Dario ile fotoğraf makinaları konusunda kısa bir görüşme yapıyoruz, “Siz bilirsiniz ama, bana sorarsanız almayın” deyince makinaları teknede bırakıyoruz. Suya atladığımız anda da neden böyle dediğini anlıyoruz, akıntı gerçekten güçlü. Başaşağı palet vurarak 15 metrelerdeki resifin üstüne inip kendimizi akıntıya bırakıyoruz. Dalışın başında bir hemşire köpekbalığı (nurse shark) bize eşlik ediyor. Etrafta kalabalık akya sürüleri, iriyarı ocean triggerfish’ler cirit atıyor. Gördüğümüz en büyük baraküda akıntı yokmuşcasına yerli yerinde duruyor, biz yanından uçup giderken meraklı gözlerle bizi süzüyor. Emniyet beklemesi sırasında ise büyük ödülümüz yanında remorası ile birlikte yüzen bir spotted eagle ray oluyor. Bizi merak eden balık etrafımızda bir su perisi gibi bir süre döndükten sonra uzaklaşıyor ama bizim gözlerimiz uzaklarda hep onu arıyor. Tekneye çıktığımızda herkesin ağzı kulaklarında ve ortak görüş: “Şimdiye kadar yaptığım en güzel bir kaç dalıştan biri”.

Cozumel’in sualtı yaşamı çok zengin, ancak eskiden daha da canlı olduğunu, hatta köpekbalığı görmenin olağan bir şey olduğunu duymuştuk. Biz galiba bu konuda bayağı şanslıyız, Punta Sur noktasına yaptığımız dalışın daha başında 3 Karaip resif köpekbalığı görüyoruz, daha doğrusu üstlerine iniyoruz. Biri diğer ikisine göre daha iri yapılı, biraz asabi tavırlarla ortalıkta dolaşıyorlar. Özcan acaba biraz yaklaşmayı denesem mi diye düşünürken Yaman ve Gökşin’in köpekbalıklarına doğru yüzdüğünü görüyor. O sırada Dario nerede diye aranıyoruz, bizden ve balıklardan biraz uzakta, bizim de o yöne gitmemizi işaret ediyor. Yavaş yavaş 20 metre civarında ilerliyoruz, o sırada köpekbalıkları da bizim 10 metre kadar altımızda kumluk zemin üzerinde hızlı hızlı volta atıyor. Özcan, o mesafeden, 15 mm objektif ile karede hamsi gibi kalacaklarını bile bile bir kaç poz fotoğraf çekiyor. Gökşin daha şanssız, köpekbalıkları gözden kaybolduktan sonra yaklaşıp makinasını gösteriyor, objektifin kapağını çıkarmayı unutmuş. Dalıştan sonra Dario iri yapılı olanın dişi, diğer ikisinin de erkek olduklarını, üreme döneminde olan erkeklerin büyük olasılıkla bir eş paylaşım sorununu çözmeye çalıştıklarını ve böyle bir ortamda onlara yaklaşmanın pek de iyi bir fikir olmadığını söylüyor.

Dalış programımıza bir de gece dalışı dahildi. Bu dalış, hayatımızda görmediğimiz büyüklükte yengeçleri (king crab) fotoğraflama olanağı bulmamız açısından hakikaten unutulmaz ve keyifli bir dalış oldu. Hatta o sırada close-up takılı makinayı taşıyan Zeynep’in bu yengeçlere o kadar yaklaşmaktan korkması dalışa ayrı bir anlam kattı. Kovuğunun dışında rasladığımız bir ahtapot ise bize unutulmaz bir renk gösterisi sundu. Tek sevimsiz olay, fenerin ışıklarına üşüşen ?su bitlerinin? ısırması ve çıktıktan sonra da kaşınmaya devam etmemizdi.

Cozumel dalışlarının insanı en etkileyen yönü inanılmaz derecedeki berrak deniz. İnsanda palmiyeleri, kumsallarıyla cennetteymiş duygusunu uyandıran masmavi deniz, suyun altında inanılmaz bir topoğrafya, içine giren güneş ışığı ile kiliseye benzeyen (bir mağaranın adı buydu) mağaralar, rengarenk balık sürüleri, istakozlar, kaplumbağalar, mercanlar ve süngerler ile devam ediyor. Balıklar çok cana yakın, Fransız melek balıkları, gri melek balıkları, iri orfozlar bırakın kaçmayı burada adeta insanın üstüne geliyorlar. Yalnız daha önce duyduğumuz Cozumel’in rahat rahat ortalıkta gezinen dev mürenleri görünürlerde yok. Gördüğümüz mürenler kovuklarını terk etmeye pek niyetli değiller. Dario’nun dediğine göre mürenler bu aylarda yumurtlamak üzere daha sığ bölgelere gelen orfozlara yem olmamak için böyle davranıyor. Bir dalışta orta boy bir Jewfish (2.4 metreye kadar büyüyebilen bir orfoz türü) görünce mürenlere hak veriyoruz.

Son günkü dalışlarımızda Dario video çekim yapacak, Dive with Martin, dört gün veya daha fazla dalış yapanlara bu servisi ücretsiz sunuyor. O gün daha yakışıklı ve güzel görünmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hatta bazılarımız esas oğlan olabilmek için Dario’nun kamerasının önünde şekilden şekile giriyor. Tekneden ayrılırken vedalaştığımız Dario’ya isteği üzerine bir daha ki gidişimizde Türk futbol takımlarının formalarından götüreceğimize söz veriyoruz.

Sonuçta Cozumel büyük ölçüde dalış turizmine yönelik bir tatil yeri olmasına karşın, dalmayanların da oldukça iyi vakit geçirebileceği son derece sevimli bir ada. Buraya gitmek isteyenlere akşam yemeklerinde yiyecekleri taze deniz ürünleri, enchiladas, fajitas’dan önce mutlaka inanılmaz büyüklükte bir kadehle gelen margaritalardan içmelerini, yemekte size gitarları ile eşlik edecek müzisyenlerden şarkı isteyebilmek için bir kaç İspanyolca şarkı adı öğrenmelerini öneriyoruz.

Dalışlardan sonra Meksika'nın Yucatan yarımadasında bulunan ve dünyanın “yeni” harikaları listesinde yeralan Chichen Itza isimli eski Maya kentini de görmeye karar veriyoruz. Cozumel'den pervaneli uçaklarla ulaşılabiliyordu. Uçsuz bucaksızmış gibi uzayıp giden ormanın üzerinde pervaneli bir uçakla ilerlerken ve korkudan üç buçuk atarken nihayet kesintisiz yeşil görüntü üzerinde bir değişiklik oluyor ve Özcan'ın tesbitlediği şu manzara ayaklarımızın altına seriliyor.

Mayaların gökyüzüne olan tutkuları ve neticesinde ulaştıkları astronomi bilgileri bugün dahi tam olarak anlaşılabilmiş değil. Günümüzün bilim adamları daha alfabelerini bile tam olarak çözemedi galiba. İşin enteresan tarafı, nasıl kontrol ediyorlardı bilemiyoruz ama Mayaların kafalarını kaldırıp gökyüzünü seyretmeleri yasakmış, bu yüzden gökyüzünü ve gezegenleri inceleyen o zamanki bilginler yine burada bulunan Gözlemevi binasının içindeki havuzun durgun yüzeyine yansıyan gezegen ve yıldızların hareketlerini not ederek o meşhur takvimleri hazırlamışlar. Yani böyle bir yasak olmasaymış kimbilir neler yapacaklarmış. İnsan hala yanlış olduğunu bile bile ay takvimini kullanan günümüz medeniyelerini (!) düşününce Mayalara daha bir hayran oluyor. Maya takvimi 2012 yılında sona eriyormuş, bakalım hayırlısı :-)) Bu meşhur Maya piramidine tırmanan merdivenlerin iki yanında dev yılan/ejderha heykelleri var ve güneş ışınlarının geliş açısına göre gölgeleri hareket ediyor gibi oluyor. Piramitte ilginç mimari teknikler uygulanmış, aşağıda çıkardığınız sesler yükselerek daha kuvvetli bir şekilde ekolanıyor. Bir teoriye göre, piramidin tepesinde konuşan rahibin etkisini arttırmak için düşünülmüş. Aslında bu piramidin altında başka bir (veya daha çok) piramit daha var çünkü Mayalar yeni binalarını ve şehirlerini eskilerinin üzerine inşa etmişler. Herkesin bir kusuru olduğu gibi, Mayaların da biraz garip merakları varmış, bu piramitte çok insan kurban edilmiş. Rahipler kendilerine güç kazandırdığını düşündükleri için kurbanın kalbini henüz atarken çıkarıp yerlermiş.

Meksika’ya gidebilmek için oldukça uzun bir vize (45 gün) dönemi gerekiyor. Bizim gittiğimiz tarihte henüz New York’taki kuleler yerinde duruyordu, o yüzden vize işlemleri için ABD’den görüş almaları gerekmiyordu. Şimdi durum çok değişti maalesef. Yine de iyi bir planlama ile Meksika vizesi alınabilir, biz şiddetle tavsiye ediyoruz.

Cozumel sualtı fotoğraflarına burada bakabilirsiniz.