2000 yılının Aralık ayında, sevgili arkadaşımız Neslihan’ın evliliğine katılmayı da bahane ederek, gerçek yeni bin yıla girmek üzere New York’a gitmeye karar veriyoruz. Ancak, yılbaşı nedeniyle uçaklar ve oteller hep dolu. Ankara’dan son anda ayarlayabildiğimiz Zürih aktarmalı bir Delta uçuşu ile yola çıkacağız. Ankara'da bir önceki akşam başlayan kar bütün gece devam ediyor ve değil New York, Esenboğa'ya varmak bile sorun oluyor. Ankara'dan uçağımızın epeyce gecikmeli kalkması sonucu, Zürih’teki aktarma için çok az zaman kalıyor, koşa koşa yetişiyoruz uçağa ama esas sürpriz bizi New York’ta bekliyor. Bizi karşılamaya gelen zavallı Neslihan’ı epeyce bekletiyoruz, çünkü bavullarımız uçaktan çıkmıyor, anlaşılan onlar yakalayamamış New York uçağını. Bu, Delta Havayolları bagaj servisi ile yapılacak uzun telefon konuşmalarının habercisi. Kayıp bavulların birisi de Neslihan'ın. Upuzun pembe tırnaklı Delta Havayolu görevlisine bavulları tarif ediyoruz. Verdiği diş fırçalarını kibarca reddediyoruz, içimize mi doğmuş nedir, ilk defa diş fırçalarımız ve bilumum tuvalet aksesuarlarımızı yanımıza almışız. Neslihan’la kucaklaşıp otelin yolunu tutuyoruz.
Neslihan’ın biz gitmeden önce araştırıp önerdiği Manhattan için makul fiyatlı Broadway üzerindeki Newton Oteline yerleşiyoruz, sigara içilen oda istemenin zararlarını sonradan anlayacağız. ABD’ye gideceklere minik bir tavsiye, asla sigara içilen odada kalmayın, hep en kötü odaları veriyorlar. Otelde fazla yapacak birşey yok, zaten bavul da yok, Neslihan'ların evine gidiyoruz ve bizden önce oraya varan Ankara ekibine (Müje, Fulya Hanım) katılıyoruz. Fulya Hanımın yaptığı mercimek köftelerinin yanında çay bardaklarında içtiğimiz rakı, ilerleyen saatlerde halaya durmamıza neden oluyor ve biz jet-lag kafası, elimizde rakı, saz çalan Levent’in türküleriyle nerede olduğumuzu idrak etmekte zorlanıyoruz. Vardığımız akşamın noel akşamı olması nedeniyle rakıyla doldurulmuş bünyelerimizi kaldırıp Neslihan’ın önerisiyle kilisede ayin izlemeye gidiyoruz. Kilisede yapılan tören ve org sesiyle bir huşu havasına girip yanımızda ellerindeki kitaplardan hep birlikte ilahiler okuyan insanları kamerayla tesbit etmekte hiçbir sakınca görmüyoruz. Hatta Neslihan noel süsleriyle ışıl ışıl yanan bir çam ağacının altına oturuyor. Otel odamıza geri dönüyoruz, olduğumuz gibi yatıyoruz, dişlerimizi fırçalayabiliyoruz ama Allahtan yani. Yan odadaki İspanyolca bağırtılar fazla rahatsız etmiyor ama bazı akşamlar yanda parti veriliyor, resepsiyona şikayet ediyoruz ama kimse gelip uyarmaya cesaret edemiyor.
Ertesi gün korkunç New York soğuğundan korunmak için ne bulursak üstümüze giyiyoruz ve birer homeless gibi şehir turuna çıkıyoruz. Sokaklarda çok az insan var, dükkanlar kapalı çünkü şehir noel hediyelerini açmak için tatilde. Neslihan'ın önerisiyle Brooklyn'e geçip, tarihi Brooklyn köprüsünden yürüyerek Manhattan'a geçiyoruz. Başka zaman daha zevkli olabilir ama ısıran nemli soğukta bu yürüyüş biraz acıklı oluyor doğrusu. Wall Street, Central Park bize kalmış durumda. Central Park'taki sincaplar çok tatlılar, soğuktan kalın kürkleriyle korunuyorlar herhalde. Neslihan hem rehberlik yapıyor hem de her yeri gezdiriyor bize. Ulaşım için metroyu kullanıyoruz, çok etkili bir metro sistemi var. Açık bulduğumuz nadir bir dükkandan iç çamaşırı ihtiyacımızı gideriyoruz.
Üçüncü gün, biz artık bavullardan neredeyse tamamen umudumuz kesmişken, akşam otele döndüğümüzde bizim bavulun geldiğini görüyoruz. Neslihan'ın bavulu ise hala yok, biz dönene kadar da ortaya çıkmadı. Biz Türkiye'ye döndükten yaklaşık iki ay sonra, bavul ABD'nin doğu eyaletlerini epeyce bir turladıktan sonra nihayet Neslihan'a ulaşmış.
Bir akşam Neslihan bizi Harlem’de meşhur Shaft filminin birkaç sahnesinin çekildiği Lenox Lounge isimli bara götürüyor, canlı blues dinliyoruz. Kafalar biraz dumanlıyken barda oturduğum sırada Afrika kökenli bir hanımın bana anlattığı uzuun hikayeden hiçbir şey anlamıyorum ama sonuna kadar da dinliyorum. Bir de yine Afrika kökenli fotoğrafçı Sonny ile muhabbet ediyoruz, bizim fotoğrafımızı çekiyor, anı olarak. Etrafta zaten bizden başka pek beyaz da yok, ne de olsa Harlem'deyiz. Biraz dans edip hoş vakit geçiriyoruz devamında.
Lenox Lounge'da Sonny'nin çektiği fotomuz |
Sea Port |
Nikah günü Neslihan’ın bir arkadaşının arabasına 6-7 kişi doluşup Belediyeye gidiyoruz. Gelin arabasına uygun olsun diye arkadaşı bir kiliseden fazla süslerden ödünç alıp arabaya ayrı bir hava katmış. Evlilik işlemleri tamamlanıyor ve evlilik kağıdını alıp merhum İkiz Kulelerin 100 küsür katında yer alan bara gidip öğle vakti viskileri yuvarlayıp evliliği kutluyoruz. Ben elimde kamera pencerelerden gelip geçen uçakları çekiyorum, nerden nereye...
Bir akşam Kore yemeği yemek üzere gittiğimiz bir restorana itfaiye erleri ile birlikte giriyoruz. Galiba müşterilerden birisinin midesi bulanmış. Herhangi bir olay durumunda 911 arandığında polis, itfaiye ve ambulanslar aynı anda olay mahalline doğru hareket ediyor anlaşılan ki, bizim örneğimizde itfaiye diğerlerinden önce varmış, adamın iyi olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Bu yüzden galiba, New York’ta siren sesleri asla durmuyor, bir süre sonra alışıyorsunuz.
Sonunda kar da yağıyor ve noel görüntüsü tamamlanıyor. Kar yağınca caddelerde bir süreliğine trafik azalıyor ama şehrin altında kat kat inşa edilmiş metro tüm hızıyla insanları oradan oraya taşımaya devam ediyor. Biz kar-kış aldırmadan New York sokaklarını turlamaya devam ediyoruz, İtalyan mahallesi, Çin mahallesi, Greenwich Village, Soho, Sea Port vs. vs. elimizde harita tavaf ediyoruz. Çin mahallesinden bir bavul alıyoruz, o kadar sağlam ve kullanışlı çıkıyor ki, hala onu tepe tepe kullanıyoruz. Çin mahallesinde 5 dolara alacağımız bir tişört için pazarlık yapmak istiyoruz ama dükkandaki yaşlı teyze İngilizce bilmiyor, Çince konuşuyor. Parmak hesabıyla işimizi hallediyoruz. Bir günü de Metropolitan Museum, Museum of Modern Art ve Guggenheim için ayırıyoruz.
Guggenheim |
Manhattan'dan bir görünüm |
New York'ta önceden planlanan bir durak da, fotoğraf ve elektronik eşya mağazası B&H Photo Video. Burası kocaman bir yer, yok yok, Özcan'ın çıkası gelmiyor. B&H bir Yahudi işletmesi, çalışanların büyük çoğunluğu lüle saçlı Yahudiler. Ziyaret ettiğimiz bir diğer alışveriş mekanı da ünlü Macy's mağazası. Bazı katlarda binanın özgün tahta yürüyen merdivenleri duruyor ve yıllara meydan okuyan bu yürüyen merdivenler hala tıkır tıkır çalışıyor.
Sabahları otelden çıkıp kahvaltı için yer arıyoruz, hemen yandaki dükkanda bizim de damak zevkimize uygun kahvaltı var, tabii işletenin Yunan kökenli olduğunu anlayınca ertesi gün başka bir yer deniyoruz ama çok kötü. Sonunda Yunanlı amcanın kahvaltılarına devam ediyoruz, ne de olsa komşu. Levent çok güzel yemekler yapıyor doğrusu, bir sabah kahvaltısında ıspanaklı yoğurtlu yumurtalar üzerinde kızdırılmış yağ gezdiriyor, parmaklarımızla birlikte yiyoruz. Gruptan ayrı olarak yediğimiz bir akşam yemeği sonunda yemekten sonra bir keyif sigarası tüttürmek istiyoruz ama ne mümkün. Biz de, kalan şarabımızı paket yaptırıp otele dönüyoruz ve yandaki odayı yıkmaya karar vermiş komşularımızın gürültüsü eşliğinde şarabımıza devam ediyoruz.
New York'ta otellerin zaten pahalı olması yetmezmiş gibi, yılbaşına yaklaştıkça her gün fiyat biraz daha artıyordu. Yılbaşı akşamından bir gün önce otelimizi terk edip Neslihan'lara yerleşiyoruz. O gün sabah vapura binip Staten adasına gidiyoruz ve vapurdan Manhattan’ın etkileyici siluetini fotoğraflamak için güzel bir fırsat oluyor. Dönüşte, meşhur yılbaşı partilerinin yapıldığı Times Square meydanına uğrayıp parti hazırlıklarına göz atıyoruz. İnsanlar daha öğle saatlerinden itibaren birikmeye başlamışlar, polisler her yerde olayı organize etmeye çalışıyor. İnsanın kemiklerine işleyen nemli soğuğa ve daha o saatlerde içmeye başladıkları biralara karşın orada saatlerce nasıl bekleyeceklerini merak ediyoruz ama bizi pek ilgilendirmiyor. Neslihan akşam için güzel Türk mezeleri hazırlamış, evde parti var. Elli milletten insan geliyor gidiyor, çok neşeli bir ortam ama benim pilim çabuk bitiyor doğrusu.
![]() |
Kuleler yıkılmadan önce Manhattan silueti |
Bir şehirci olarak eskiden beri büyük elma New York’u çok merak ederdim, hayran olup geri döndüm. 24 saat yaşayan, bir anlamda dünyanın başkenti olan bir şehirden etkilenmemek mümkün değil. Adeta tüm dünyadan insanların olduğu, tüm dünya dillerinin konuşulduğu bu şehir tam anlamıyla birleşmiş milletler binası gibi.